Leopar Gölgesi
Bir takının taşıdığı hikâye, onu sadece bir aksesuar olmaktan çıkarır.
Yıllar önce, Afrika’nın altın rengi savanlarında, gün doğarken sessizce süzülen bir dişi leopar vardı. Gölgesi, güneşin ilk ışıklarında çimenler üzerine zarifçe düşerdi. Onun adımlarında korku değil, büyüleyici bir asalet gizliydi. Sessizliğiyle hükmeder, bakışıyla zamanı durdururdu.
Bir kadının gözleri tam da bu gölgeyi gördüğünde, içinde bir şeyler değişti. Şehirliydi, hızlıydı, güçlüydü ama ruhunda o vahşi zarafetin eksikliğini hissediyordu. Bir seyahatinde denk geldiği küçük bir sahil kasabasında, el emeğiyle yapılmış bir küpe dikkatini çekti. Leopar desenli kumaş, yuvarlak bir hasırın üzerine işlenmişti. Her katmanı, sanki kadının içindeki özgür ruhu çağırıyordu.
O gün, o küpeyi taktı. Ve o günden sonra, konuşmalarında daha cesur, yürüyüşünde daha kararlı ve bakışlarında bir ormanın derinliğini taşıyan sessizlik vardı. Tıpkı o leopar gibi…
Artık kimse onun sesini yükseltmesine gerek duymuyordu. Çünkü “Leopar Gölgesi”, onun kulağında değil, varlığının tam merkezindeydi.
Ve işte bu yüzden, bu küpeye bu isim verildi.
Sessiz ama unutulmaz bir iz bıraktığı için.