Sahne Parıltısı
Sahnenin kadife perdeleri ağır ağır açılırken, salonu fısıltı dolu bir heyecan sardı. Loş ışıkların arasında, tek bir spot ışığı ortadaki silueti aydınlattı. O, zarafetin ta kendisiydi. İnce belinden dökülen taşlı kostümü, her dönüşünde yıldızlar gibi parıldıyordu. Her adımı, her dönüşü sahneye bir hikâye anlatıyordu sanki…
Küçük bir kızken, bu broşu annesinden almıştı. “Ne zaman hayallerinden şüphe edersen, bunu tak,” demişti annesi, “ve parıldamaya devam et.” Yıllar sonra o broş, artık sadece bir takı değil, bir yol arkadaşıydı. Sahneye her çıktığında, göğsünde gururla taşıdığı bir hatıra, bir güç kaynağıydı.
O gece de öyleydi. Müziğin ritmine kendini bıraktığında, zaman durdu. Seyirciler, onun dansında bir umut, bir zarafet, bir ışık gördü. Tutuşu kristaller gibi net, hareketleri su gibi akışkandı. Gözleri, ışığın tam ortasında, yıllar önce kurduğu hayale gülümsüyordu.
Ve işte o an… Broş, sahnenin tam ortasında bir yıldız gibi parladı. Göz kamaştırdı. Çünkü o artık sadece bir aksesuar değil, bir “Sahne Parıltısı”ydı.
İzleyen herkes o gece bir şeyin farkına vardı: Parıldamak, sadece ışıktan değil; cesaretten, hayalden ve hatıralardan doğuyordu.