Renkli Kabuk
Küçük bir Akdeniz kasabasında, sabahları deniz kabukları toplayarak geçen bir kız çocuğu vardı. Her gün şafakta, çıplak ayakla kıyıya iner, dalgaların usulca getirdiği kabukları incelerdi. Fakat bir sabah, denizin tam kenarında ışıl ışıl parlayan, renkleri pembe ve yeşil arasında dans eden olağanüstü bir kabuk buldu. Diğerlerinden farklıydı: sanki içinden bir hikâye fısıldıyordu.
O kabuk, yüzyıllar önce deniz tanrıçasının gözyaşlarından doğmuştu. Aşkın, dönüşümün ve özgürlüğün simgesiydi. Efsaneye göre bu kabuğu taşıyan kişi, kalabalıklar arasında bile kendi sesini duyabilirdi. Cesaretle ışıldar, kendi yolunu seçerdi.
Yıllar geçti, o kız büyüdü. Dünyayı dolaştı, hayallerinin peşinden gitti. Ve bir gün o kabuğu, bir takı ustasına götürdü. “Bunu bir broş yap,” dedi, “ama ruhu bozulmasın.”
Böylece Renkli Kabuk doğdu. Bir broş gibi görünse de, aslında kendi ışığını hatırlamak isteyen her kadının yüreğine fısıldayan eski bir deniz masalıydı.